yol2.jpg

Değişim

TDH

“Türkiye Değişim Hareketi’nin Kadıköy’de de bir bürosu olduğunu öğrenince heyecanlandım. Hemen gidip görmeye karar verdim. Bir anda değişimin pırıl pırıl gençleri arasında buldum kendimi…
Derneğimiz vasıtası ile tanıdığım Sarıgül’ün partileşmesini istiyordum. Gidip gelmeye başladım. Nasıl çalışmalar yaptıklarını izledim.
“Sıkılmadık el kalmayacak” deniyordu. Bu iş hiçte kolay gelmedi bana. Deyim yerindeyse ürktüm.
Bir adım geri, iki adım ileri moduna girdim. Bu arada senaryoyu okuyordum. İnsanların Sarıgül’e nasıl baktığını sorguluyordum. Şu söylem çok hoşuma gider. “Senaryonun bütününü görmeden içinde olma oğlum ”

…Ve bu hareketin içinde olmaya karar verdim.
“Türkiye Değişim Hareketi” ülke gerçeklerine uyan bir hareket. Ülkemin ve insanlarının buna ihtiyacı var. (“Bir şeyler yapılmalı… Birileri yapsın.” zamanında değiliz…) Türk halkı olarak bir şeyleri biz yapmalıyız.
Sarıgül’e destek çıkmalıyız. Ondaki azim ve çalışkanlık bizlere de geçmeli...

Haydi, Türkiye’m!!!...  Hep beraber el ele, aydınlık günlere…
“Görecek günlerimiz var…”


Yorum (yok) Yorum yaz!

Bayram

İşte yine bir kurban bayramı.

Bir nebzede olsa çeki düzen verdik kendimize.

Ortalıklar artık eskisi kadar kan gölü değil. Bir takım kesim alanları belirlenmiş.

Müslümanların eski bir geleneği; elleri ile kestiği kurbanın etini yemek ve

fakirlere dağıtmak.

Buraya kadar iyide, hayvanlara can çekiştirmek ve kesime dayanamayanların

gözleri önünde kan akıtmak, katlanılır gibi değil.

Ya o deliler gibi kaçan danalar?

 

İnsanlık et yemeyi bırakır mı bırakmaz mı bilemem ama, vahşi batı” örneği, hayvanlara saldırmayı bırakmalıyız.

Bu da medeniyeti sindirdiğimiz zaman mümkün olacaktır.

 


Yorum (yok) Yorum yaz!

Düşünüyorumda

“Düşünce Bahçemde” dolaştığım günler, düşüncelerim bazen artar

 bazen yok denecek kadar azalır.

 Yok, olduğunda beni su üstündeki nilüfer gibi görebilirsiniz.

 Varlığındaysa çiçek demetleri arasında

 kokudan başı dönmüş bir âdeme benzetebilirsiniz.

 

“Yazmanın dayanılmaz hafifliğini”, yazmayı sevenler bilir.

 Klavyeden harfler, kelimeler bütün sevecenlikleriyle bana bakarlar.

Birbirimize sevgili oluruz.

 Onlar bana haz verir, ben de onları geleceğe gönderir hayat veririm.

Biliriz ki; “Söz uçar yazı kalır.”

Yorum (2) Yorum yaz!

Gülmek Sana Yakışıyor

Gülen Atatürk fotoğrafları bu sergide

Türkiyeli kadınlar, seninle var oldular.
Hakkını ödeyemeyiz.
Cumhuriyetim çok yaşa.


Yorum (yok) Yorum yaz!

“Türkiye Değişim Hareketi”

Şimdi yeni bir şey söylemek lazım!

 Türkiye Değişim Hareketi” deniyor. Kulağa da hoş geliyor.

Benim kanım bu hareket başaracak.

Birincisi genel başkanın çalışkan olması ve sosyal demokratlığı, ikincisi Türk halkının modernliğe yatkınlığı.

 Değişmeyen tek şey değişimdir.”

Mevcut partilere, muhalefete ve idari kadrolarına bakar mısınız; dinazorluktan artık üretemez durumdalar. On yıllardır aynı simalar, aynı icraatlar. Gına geldi !

 Soruyorum!  Kalkınmış ülkelerde yöneticiler neden gelip geçicidir? Neden iki kereden fazla seçilmiyorlar? Neden devamlı sirkülasyon?

Bir ülkenin kaderi idare edenlerin ellerindedir. Onlardır geri-ileri götüren.

Bizim idare edenlerimiz koltuklarından kımıldayamadıkları için toplum da kımıldıyamıyor yerinden.

İleri toplumlarda başarısız olan kendiliğinden çekiliyor. Ya bizde?!

 Tamda bu noktada soluk aldıracak bir parti doğuyor. Adı gibi bağıra bağıra geliyor: “Değişim”. Artık, Türk halkı hep bir ağızdan: “- Şimdi yeni bir şey söylemek lazım”.

 Sarıgül, çizgisini hep korudu. Siyasete ilk adımını attığı gün demokrat- halkçı idi.  Halkın sevgisi olmasa zirveyi zorluyabilir mi idi? Bu çıkışın doğru olmadığı söylenemez. Eski Roma’da bir deyim vardır. “Halkın sesi ilahların sesidir.”

 Ülkemizin tüm değer yargıları tepetaklak. Şizofren bulutu insanımızı gittikçe kaplamakta. Göz göre göre çürüyoruz. Bu bizim kaderimiz mi olmalı?

 İşte “şimdi yeni bir şey söylemek lazım.”

 

Yorum (1) Yorum yaz!

Gazete Küpürünün Düşündürdükleri


Bayramda GKB Başbuğ  Mardinde kunuşma yapmış, demişki: “Sorunların altında işsizlik, eğitimsizlik, ağalık yatmakta.”

Bunu bilmeyen, duymayan kaldı mı!. Ama ta Atatürk’ten bu yana eller kollar bağlı niye oturmaktayız? Kim bağladı elimizi kolumuzu?

 

Madem ki sorun üstüne sorun üretiyor “Doğu”: Kalkınma, kalkındırma hamlesini oraya hızla götürmeliyiz. Kırılmalı bu ağalık (feodalite) düzeni…

Buna, bir dönem teşebbüs edilmişti, bildiğim kadarıyla. (Feodaller) Ağalar ne yaptı; “Ben topraklarımı dağıtırım marabalara, yeter ki toprak reformu kanunlaşmasın geçmesin meclisten” dedi ve geçirtmedi. Şimdi belli ki eğitim-bilişim sonucu uyanan marabalar feodal yapıya sorun çıkarıyor, zora sokuyor ağaları. Bastırmanın yolu; bölmek, ayırmak, ezmek, yeniden yapılandırmak ve yönetmek.

Ne de akıllı imişler, ne de bilirlermiş çıkarlarını ağa efendiler..

İnsan nasıl da kızıyor.

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Beni Devlet Hastanesi Hekimlerine Emanet Ediniz.

Beni Devlet Hastanesi Hekimlerine Emanet Ediniz.

Yıllar yılıdır “tam gün yasası” bir türlü çıkarılamadı.

Parası olmayan vatandaşların sağlık hizmeti almalarını engelleyen, bu çarpık düzen artık değişmeli. Uygar olmaya çalışmak bunu gerektirir. İnsan hakları bunu gerektirir. Bir doktor üçe bölünmüş; devlet hastanesi, özel hastane ve muayenehane.

 

Devlet Hastanesi’ne gittiğimde, tıpkı özel muayenehaneye gitmiş gibi özenle muayene olabilmeliyim, zamansızlıktan ve parasızlıktan baştan savılmamalıyım.

 

Medyadan okuyorum.

Doktorlar tam gün yasasına karşılar. Bunu anlamakta zorlanıyorum. Sosyal devlete en başta en aydın kesimimiz olan beyaz gömlekliler karşı geliyor.

Ülkenin en karanlık günlerinde, Atatürk’ün en yakınındakiler değil miydi onlar?

 

Bu ülkede hala halkı düşünen yok. Kimse halk için fedakârlık yapmak istemiyor. Ülkenin temeli olan halk oysa. Anadolu’yu seviyor muyuz, ayakta kalmak istiyor muyuz? Öyleyse nerede bu aydınlar?

 

Tam gün yasası olmalıdır. Buna hayır diyecek vatandaş var mıdır?

Doktorlarımızın da hakimler savcılar gibi en yüksek maaşı almak haklarıdır.

Bu onlara tabiî ki verilmelidir. Ama ülkede de sağlık hizmeti artık yoluna girmelidir.

Neredeyse bilgi çağını’da aşıyoruz. Biz hala halkın yüzde sekseninin giremediği dev hastaneler döşüyoruz.  

Sağlığın ticaretleşmesi asla etik olamaz..

 

Eğitim ile sağlık sorunlarını çözmediğimiz sürece dünyada üçüncü sınıf halk kalmaya mahkumuz.

Kurtuluş aydınlarımızda. Beyaz gömleklilerimiz de baş aydınlarımız..

Yorum (yok) Yorum yaz!

Program Dediğin

Tarihin Arka Odası,

Ne keyifli bir program,

Cumartesi ve Pazar gecesi beni ekrana kilitleyen

ve çok haz almamı sağlayan bu programın yapımcılarını

yürekten kutluyorum.

 

Tarih bu kadar mı sevdirilir?

Geçmişin derinliklerine çekiliyorum adeta.

Her bölümü yüksek lisans yaptırır insana..

 

Tarihin arka odası  gerçekten adı gibi.
Arka plan yaşanan gerçek olaylar,

bilinmeyenler, doğru sandığımız yanlışlar vs.

 

Biliyoruz ki tarih bize okutulduğu, hatta gösterildiği yüzünden çok farklı.

Yani gerçek tarih bir lüks..

 

Murat Bardakçı , Pelin Batu, Erhan Afyoncu üçlüsünün

sohbetlerine  doyulmuyor. Buram buram tarih..


 







Yorum (2) Yorum yaz!

Sergi Gezim

 Değerli dostumuz Minay Şentürk’ün Sergisi’nde inanılmaz haz aldım.

Tüm tablolar köprü üzerine. MS 4.yy Roma döneminden tutun da 6.yy Bizans döneminde yapılmışlarına kadar...

Bugünlerde tarihle başım pek hoş olduğundan, köprüler beni üzerinden geçirip o günlere ışınladı. Fonda çalan “Dede Efendi” müziği tabloların önünde ayaklarınızı yerden kesiyor zaten.

Köprü hem içeriği ile hem görüntüsü ile çok şeyler anlatır. Dosta giden yol mu dersiniz, sizi kucaklayıp karşıya geçiren mi dersiniz? Adından koca bir hikaye mi yazarsınız?.. Hayal gücünüze kalmış.

Tarih dedim de;  Murat Bardakçı’nın Habertürkteki tarih programının düşkünü oldum. Cumartesi - Pazar gecelerimin tüm randevuları iptal; illa da Murat Bardakçı. 

Değerli dostumun “Köprüleri” beni tarihin taa içine çekti. Çağın insanları yoktu ama köprüler vardı. Sanki atalarımın bana uzattığı elleri…



















Yorum (3) Yorum yaz!

Seçim Haritası

Doğrusu ilginç bir seçim haritası...

Kıyasıya çekişmelerden sonra böyle bir sonuç çıkmış ortaya.

Kadın olarak sevindim bu duruma ben. Çünkü hala denize girebileceğim.

Güneşin kemikler için en etkin ve bedava kalsiyum olduğunu düşünürsek.

 

Bu seçimin heyecanını hiç yaşamadım. Tuttuğum parti hiç kazanamadığı için olsa gerek. İktidar olmanın tadı nasıldır?  Ölmeden bir kez tatmak isterim.

 

Vaktiyle seçim arabalarında heyecanlı anlar yaşardık. Hep gelecek seçime kaldı umutlarımız. Anladım ki bir ömre bedel olacak.

 

Bir şey var; çağa at gözlüğünden bakmamak gerekiyor. Mümkünde 180 derece ile yada ufku daha da genişleterek bakabilmeli.

Toplum nereden nereye nasıl gidiyor ve ne olacak? Bir nevi kader okumak…

 

 Ne akşamdan sabaha, ne de bir yüzyıldan bir yüzyıla…

Toplumsal olgular güç olgunlaşıyor.  Evrimse hükmünü yürütüyor. Sadece gözle görülmüyor.

Yorum (1) Yorum yaz!

<- | Sonraki Sayfa ->