2 söz

 Bir şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız aklınız bunun neden imkânsız
 olduğunu ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir şeyin yapılabileceğine
 inandığınızda, gerçekten inandığınızda aklınız onu yapmak üzere çözüm
 bulmanıza yardım etmek için çalışmaya başlar.          
                                                                       
DR. DAVID J. SCHWART                                                  
                                                                       
                                                                       
                                                                       
                                                                       
Siz hiçbir sarrafın bağırdığını duydunuz mu? Kıymetli malı olanlar
 bağırmaz. Domatesçi, biberci bağırır da kuyumcu bağırmaz. Eskici bağırır
 ama antikacı bağırmaz. İnsan bağırırken düşünemez. Düşünemeyenler ise hep
 kavga içindedir. Popçular, folkçular boğazlarını patlatana kadar bağırıp
 duruyor. Ama.. Dede Efendi'yi okuyanlar bağırmıyor              
İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur.
                                                                       
                                                                       
 ANONİM    

  

Yorum (2) Yorum yaz!

Etik

Yücel Kanpolat: AB size proje karşılığında para verdiği zaman onun dediklerini söylemenizi istiyor

Adana'dan bir okuyucumuz Çukurova Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü tarafından düzenlenen “Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği” konulu sempozyuma katılmış.


Sempozyumda konuşan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Yücel Kanpolat'ın konuşmasını çok çarpıcı bulmuş. Okuyucumuzun uyarısıyla bu metni bulduk.

Bakın Kanpolat ne diyor: "Ha bire bize, bilim adamlarına saldırıyorlar. Bize niye saldırıyorlar? Çünkü biz iyi çalışıyoruz, bilim üretiyoruz. Ancak, hiç kimse imamların bir şey üretmediğini söylemiyor. Bu ülkede 90 bin tane imam var. (...) Bilgi toplumu güzel, ancak bunu kontrol eden kim? Bu dönemin en önemli içeceği nedir? Kolalı içeceklerdir. Peki kolalı içecekler en iyi içecekler oldukları için mi içiliyor? Hayır, firmalar öyle istiyor. Futbol neyin kontrolünde? Siz Yunanlı filozofların tarif ettiği şeylerin kontrolünde olduğunu mu zannediyorsunuz? Hayır, kolanın kontrolünde. Ben firma toplumu derken haksızlık mı ediyorum?

Kozmetik için dünyada silaha harcanan paranın yarısı, yani 500 milyar dolar harcanıyor. 18-20 yaşında çiçek tazeliğinde cildi olan kızlarımızın yüzünde biz o aptal firmaların ürünlerini görüyoruz. Çocuklar birbirinin popolarını öperek, reklamlar yapıyorlar. Dünyanın her yerinde yasak. Üstelik Türkiye'de de dinci bir iktidar var. Bu reklamları yayınlıyoruz, sonra da oturup türbanı tartışıyoruz. Böyle bir etiği anlamıyorum.

BEYİN ETİĞİ

Şimdi herkes eğitimci oldu. AB'den projeler alıyorlar. İyi güzel de AB size proje karşılığında para verdiği zaman onun dediklerini söylemenizi istiyor. O halde etik önemlidir. Ancak, apış arası değil, beyin etiği önemlidir. Etik için bilgi, vicdan lazım. Sadece teknolojiyle olmuyor. Oysa biz bilim adamları teknolojiyi parlatmaya bayılıyoruz. Öyle kolay ki git, oradan al kopyala getir buraya uygula. Ama işin içine biraz vicdan girmeli. Bir bilim ülkesi haline gelmemiz çok zor. Biz bugün eğitim yaptığımızı zannediyoruz. Oysa sadece birbirimize bir şeyler anlatıyoruz. Düşünmüyoruz, tartışmıyoruz. Tartışmaktan nefret ediyoruz, sonra burası üniversite diyoruz.
(...) Din adamları da siyaset adamları da apış arasına yönlenmiş etik kavramını kullanmayı seviyorlar. Bugün dünyanın en ciddi sorunudur etik. Hem dindar olup, hem tanrının yarattığı insanları öldürmeyi nasıl savunabilirsiniz? Bu nasıl ahlaktır?” dedi.

Yalçın Bayer-Hürriyet

Yorum (0) Yorum yaz!

Beni Devlet Hastanesi Hekimlerine Emanet Ediniz.

Beni Devlet Hastanesi Hekimlerine Emanet Ediniz.

Yıllar yılıdır “tam gün yasası” bir türlü çıkarılamadı.

Parası olmayan vatandaşların sağlık hizmeti almalarını engelleyen, bu çarpık düzen artık değişmeli. Uygar olmaya çalışmak bunu gerektirir. İnsan hakları bunu gerektirir. Bir doktor üçe bölünmüş; devlet hastanesi, özel hastane ve muayenehane.

 

Devlet Hastanesi’ne gittiğimde, tıpkı özel muayenehaneye gitmiş gibi özenle muayene olabilmeliyim, zamansızlıktan ve parasızlıktan baştan savılmamalıyım.

 

Medyadan okuyorum.

Doktorlar tam gün yasasına karşılar. Bunu anlamakta zorlanıyorum. Sosyal devlete en başta en aydın kesimimiz olan beyaz gömlekliler karşı geliyor.

Ülkenin en karanlık günlerinde, Atatürk’ün en yakınındakiler değil miydi onlar?

 

Bu ülkede hala halkı düşünen yok. Kimse halk için fedakârlık yapmak istemiyor. Ülkenin temeli olan halk oysa. Anadolu’yu seviyor muyuz, ayakta kalmak istiyor muyuz? Öyleyse nerede bu aydınlar?

 

Tam gün yasası olmalıdır. Buna hayır diyecek vatandaş var mıdır?

Doktorlarımızın da hakimler savcılar gibi en yüksek maaşı almak haklarıdır.

Bu onlara tabiî ki verilmelidir. Ama ülkede de sağlık hizmeti artık yoluna girmelidir.

Neredeyse bilgi çağını’da aşıyoruz. Biz hala halkın yüzde sekseninin giremediği dev hastaneler döşüyoruz.  

Sağlığın ticaretleşmesi asla etik olamaz..

 

Eğitim ile sağlık sorunlarını çözmediğimiz sürece dünyada üçüncü sınıf halk kalmaya mahkumuz.

Kurtuluş aydınlarımızda. Beyaz gömleklilerimiz de baş aydınlarımız..

Yorum (0) Yorum yaz!

Program Dediğin

Tarihin Arka Odası,

Ne keyifli bir program,

Cumartesi ve Pazar gecesi beni ekrana kilitleyen

ve çok haz almamı sağlayan bu programın yapımcılarını

yürekten kutluyorum.

 

Tarih bu kadar mı sevdirilir?

Geçmişin derinliklerine çekiliyorum adeta.

Her bölümü yüksek lisans yaptırır insana..

 

Tarihin arka odası  gerçekten adı gibi.
Arka plan yaşanan gerçek olaylar,

bilinmeyenler, doğru sandığımız yanlışlar vs.

 

Biliyoruz ki tarih bize okutulduğu, hatta gösterildiği yüzünden çok farklı.

Yani gerçek tarih bir lüks..

 

Murat Bardakçı , Pelin Batu, Erhan Afyoncu üçlüsünün

sohbetlerine  doyulmuyor. Buram buram tarih..


 







Yorum (2) Yorum yaz!

Sergi Gezim

 Değerli dostumuz Minay Şentürk’ün Sergisi’nde inanılmaz haz aldım.

Tüm tablolar köprü üzerine. MS 4.yy Roma döneminden tutun da 6.yy Bizans döneminde yapılmışlarına kadar...

Bugünlerde tarihle başım pek hoş olduğundan, köprüler beni üzerinden geçirip o günlere ışınladı. Fonda çalan “Dede Efendi” müziği tabloların önünde ayaklarınızı yerden kesiyor zaten.

Köprü hem içeriği ile hem görüntüsü ile çok şeyler anlatır. Dosta giden yol mu dersiniz, sizi kucaklayıp karşıya geçiren mi dersiniz? Adından koca bir hikaye mi yazarsınız?.. Hayal gücünüze kalmış.

Tarih dedim de;  Murat Bardakçı’nın Habertürkteki tarih programının düşkünü oldum. Cumartesi - Pazar gecelerimin tüm randevuları iptal; illa da Murat Bardakçı. 

Değerli dostumun “Köprüleri” beni tarihin taa içine çekti. Çağın insanları yoktu ama köprüler vardı. Sanki atalarımın bana uzattığı elleri…



















Yorum (3) Yorum yaz!

<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->